Mevdûdî
Bozulma ve Düzelme 1

Bizi yaratıp aklı ve anlama nimetini lütfeden Allah'a hamdolsun. İyi ile kötü arasını ayırma yeteneğini bize veren O'dur. Hidayet yolunu gös­termek ve ona ulaştırmak için Resuller gönder­miştir. İnsanlara insanca yaşama biçimini öğre­ten salih ve seçkin kullara selâm olsun... Onlar ki insanlara güvenli ve şerefli kazanç yollarını öğretmişler, insanca yaşayışın amacını ve gerçek hedefini tanıtmışlardır. Onlara uyulduğunda dün­yada güvene ve gerçek kalb huzuruna, ahirette de kurtuluş ve mutluluğa erilmiş olur.

 

Aziz kardeşlerim, değerli bacılarım,

 

Bu dünyayı yaratan, yeryüzünü imar. etmek için insanları oraya yerleştiren İlâhımız, kanun ve nizamı olmayan kör bir ilâh değildir... O, ül­kesinde nizamını yürütecek ustalığa ve düşünce­ye sahip olmayan bir idareciye de benzemez... O'nun sonsuza kadar geçerli olacak kanunları, en yetkin ilkeleri ve sağlam kuralları vardır ki, bu kâinatın her zerresinde onların izlerini gör­mek mümkündür.

 

Nasıl ki, şu kâinatta  güneşten ve aydan yer­yüzüne, yıldızlara, havaya, suya, ağaçlardan hay­vanlara kadar her şey onun kanunlariyle sınır­lıysa, aynı şekilde insan olarak bizler de O'nun değişmez kanunlarına bağlıyız. Doğumumuz, ölü­mümüz, çocukluğumuz, gençliğimiz, yaşlılığımız, nefes alıp vermemiz, yediklerimizi sindirmemiz, kan dolaşımımız, hastalığımız ve sağlığımız na­sıl O'nun bozulma, eksiklik ve değişiklikten uzak olan egemen kanunlarına bağlıysa, tarihimiz bo­yunca tökezlememiz, yükselmemiz, ilerlememiz ve gerilememiz, kişisel ve toplumsal kaderimiz de aynı egemen kanunlar içinde olup bitmekte­dir.

 

Evet, bu kanunlar da, birinciler gibi noksan­lık ve bozulmalardan uzak, kesin ve değişmez ka­nunlardır. Nasıl ki, burun yerine gözlerle nefes alıp vermek mümkün değilse, mide yerine kalble sindirim yapılmazsa, tıpkı bunun gibi, Allah'ın kanunları dururken bir başka kanunda huzur ve mutluluk aramak boşunadır. Ateşin bazıları için yakıcı ve bazı kimseler için de serinletici olmadı­ğı gibi, kötü iş ve hareketler de Allah’ın kanunla­rında kötü olarak nitelendikten sonra, bir kısım insanlar için iyi, diğerleri için de kötü olamaz. Şüphesiz ki, insanlara mutluluk yollarını göster­mek ve bedbaht olacakları şeylerden alıkoymak için  Allah   tarafından  konulan  prensipler,  herhangi bir kimsenin değiştirmeye yeltenmesiyle değişmez. Onların, bir kimsenin kabul etmeme­siyle yok olmaları veya herhangi bir kimse için dostluk, bir başkası için düşmanlık içermeleri dü­şünülemez.

İşte Allah'ın kanununun ilk ve en önemli özel­liği:

 

«Allah, bozgunculuğu ve yıkıcılığı değil, ya­pıcılığı ve ıslâh etmeyi sever».

 

Bu âlemin mâliki (sahip ve hükümranı) ol­ması bakımından Allah, nizamını olabildiğince güzel bir şekilde yürütmeyi sever. Kâinatın en güzel bir hale getirilmesi ve güzelleştirilmesi için çalışılmasını ister. Yarattığı sebep ve aracılar­dan, bağışladığı güç ve yeteneklerden en

uygun bir şekilde ve en'erdemli bir yolda yararlanılma­sından hoşlanır. Dünya düzeninin anarşi, başıbo­zukluk, pislik, zulüm ve düşmanlıklarla bozulma­sını hiçbir zaman istemez ve sevmez. Dünyada düzeni sağlamak için ortaya atılan insanlardan, herkese tam anlamıyla eşit davrananlar Allah ta­rafından desteklenir ve toplumu yönetmeye hak kazanırlar. İşte, bu alemin nizamını sağlayacak anahtarı kendi rızasıyla ancak onlara teslim eder.

 

Sonra Allahü Tealâ, onların murakabesini yapar:

Neyi ve ne kadar yapıyorlar, hangi şeyleri ve ne oranda yıkıyorlar. Yaptıkları yıktıklarına oran­la fazlaysa ve daha fazlasını yapan, daha az yı­kıcı kimseler de yoksa, o zaman bu âlemin yöne­timini eksik ve kusurlarına rağmen onların el­lerinde bulundurmaya devam eder. Fakat zama­nın geçmesiyle iyiliklerini azaltıp yıkımlarını ço­ğaltırlarsa, artık Allah onlara daha fazla fırsat vermez ve bulundukları mevkiden uzaklaştırır. Bu alemin düzenini sağlama işini, gerekli şartla­rı üzerinde taşıyan ve yönetime talip olan kim­selere verir.Bu, Allah'ın değişmez tabiî kanunudur. Akıl da onun değişmezliğine tanıklık etmelidir.

 

 Lütfen bana söyleyiniz. Bir bahçeniz olsa ve onu bir bah­çıvana teslim etseniz, ondan ilk istediğiniz ne olur? İşlerini bir plân dahilinde yapması, onu gü­zelleştirmesi, gerekenlerin yapılmasında ihmal­kâr davranmaması değil mi? Bahçe işlerini gör­mede elinden gelebilecek olanın en fazlasını har­camasını, ona yeni biçimler vererek güzelliğinin, görünüşünün geliştirilmesini, iyi ürünler devşir­mesini istemek gayet doğal değil midir? Bahçıva­nı, bahçe işlerini yapmada ciddî, gerekli güçlük­lerden kaçınmayan, tam bir ustalık ve liyakatle sulama işlerini yapan, bitkileri büyütüp gözeten, onları zararlı otlardan temizleyen birisi olarak görmek ister. Bunu yapan bahçıvanın itibarını ve mevkiini yükseltir. Görevini bilen, onu yerine getirme uğrunda hiçbir yorgunluğa aldırmayan ustalık sahibi bir bahçıvanı, bahçesinden uzaklaş­tırmayı hiçbir zaman istemez.

 

Fakat buna karşı­lık bahçıvanı, işlerine güç yetiremeyen, görevine hıyanet eden, isteyerek veya istemeyerek bahçe­nin kötülüğü için çalışan bir kimse olarak bulur, bahçeyi de pisliklerle dolu, su kanalları.ve düze­ni ihmale uğramış, suyu gereksiz yere akmaya bırakılmış, diğer bazı yerleri ise susuzluktan ku­rumuş... kuru ve zararlı dalları tamamen kendi haline bırakılmış görürse... şimdi düşünüz: Bu bahçenin sahibi, o bahçıvandan nasıl razı olur? Hangi tavsiye, hangi şefaat, hangi yalvarıp yakarma, kazandığı hangi hak onun kızgınlığının hafiflemesi, öfkesinin yatışmasına neden olur da, bahçeyi yine onun eline bırakması umulur?

 

Bah­çe sahibinden, bahçıvan hakkında yapması umu­lan en iyimser şey, onu uyarması, aldırmazlık ve bilgisizliğinden dönerek bahçe işlerini ciddî bir şekilde ve gereği gibi yapması için yeni bir fırsat vermesidir. Ama sonuç kendisine bildirildiği hal­de, o bahçıvan yine uyanmaz, bilgisizlik ve az­gınlığından vazgeçmezse, artık bahçe sahibinin elinden onu uzaklaştırmaktan ve yerine başka­sını getirerek bahçeyi ona teslim etmesinden baş­ka ne gelir?

 

Öyleyse şimdi düşününüz: Basit bir bahçenin düzenini sağlama konusunda siz bu yolu izlerse­niz, içindeki her şeyle bu geniş yeryüzünü insan­lara teslim edip ondaki bütün varlıklar hakkın­da tasarruf hakkını

veren Yüce Allah'ın, onlara: «Siz bu dünyada hayırlı şeyler yapıp onu ıslah mı ediyorsunuz, yoksa yıkıcılık yapıp onu fesa­da mı uğratıyorsunuz?» şeklinde bir soru yönelt­meyeceğini nasıl umabilirsiniz? Eğer siz iyi ve faydalı işler yapıp hak ölçülerine uyarak dünya hayatını düzeltirseniz, o zaman Allah sizi göre­vinizden alıp uzaklaştırmaz. Fakat yararlı hiçbir şey yapmaz, o büyük ve güzel bahçenin yıkmay­la ye bozulmasıyla gece gündüz uğraşırsanız; ken­di düşüncenize göre birtakım iddialar ileri sürse­niz bile, size o bahçenin yönetilmesi konusunda herhangi bir hak tanınmaz. Ancak size, önce bil­gisizlikten, azgınlıktan ve zulümden dönmeniz için bir fırsat verilir. Eğer bunlara rağmen yine de onun yoluna dönmezseniz, sizi bu büyük bah­çenin düzenini yürütme makamından alıp bir da-

ha oraya dönmemek üzere uzaklaştırır.

 

 

Devamı sonraki yazıda…