Abdulkadir UDEH
İslam Beşeri Kanunları İptal Eder 2

(Önceki yazının devamıdır…)

 

5- Allah (c.c.) büyük olsun küçük olsun önemli olsun önemsiz olsun kulların aralarında çekiştikleri anlaşmazlı­ğa düştükleri bütün hususlarda peygamberi (sav) hakem tayin etmedikçe inanmış olmayacaklarını açıklıyor ve bu hususta kendi zatına yemin ediyor. Sadece bu hakem ta­yini ile de onların imanlarının sabit olacağıyla yetinmi­yor. Belki onların mümin kabul edilebilmeleri için Rasulullah’ın hükmüne karşı içlerinde bir sıkıntı duymadan ta­mamen kabul etmelerini Rasulullah’a tam ve kayıtsız şartsız boyun eğmelerini şart koşuyor. Rasul (sav) ise an­cak Allah'ın indirdiğiyle ve Allah'ın kedisine gösterdiği şekilde hükmeder.

 

O halde müminin Allah'ın indirdikleriyle hükmetmesi onların en üstün ve en faydalı hükümler olduğuna inan­ması gerekir. Velev ki insanlar başka hükümler ondan daha iyi deseler bile. Çünkü O ancak tam bir itaatle itaat ettiği kamil manada boyun eğdiği zaman mümin olur. Al­lah ve rasulü böyle emrettiği için:

 

"Hayır, Rabbine and olsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra senin verdiğin hük­mü içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etme­dikçe inanmış olmazlar." (Nisa 65)

 

6- İslama muhalif olan her şey hakim güçler ve idare­ciler emretmiş veya mubah kılmış bile olsalar ne olursa olsun müslümanlara haramdır. Çünkü yönetici kadronun kanun koymada hakkı konan kanunların islamın temel prensipleriyle uyuşmasıyla kayıtlıdır. Her ne kadar idari kadro kendinde vazifesinin dışına çıkma salahiyeti görü­yor, İslamla uyuşmayan kanunlar çıkarmayı, onları uygu­lama safhasına koymayı kendi hakkı olarak görse de du­rum değişmez. Onun bu davranışı aslında haram olan ka­nunları helal kılamaz.

 

Bir müslümanın bunlara uyması veya tatbik etmesi veya onunla hükmetmesi veya onun hükmünü infaz etmesi mubah olamaz. Aksine müslüman erkeğe ve kadına kesin haram olarak devam eder. Fertle­rin görevi ona uymaktan memurların görevi de uygula­maktan kaçınmaktır.

 

Bu böyledir, idarecilerin (ululemr) müstakillen itaaat hakları yoktur. Onlara mutlak itaat de gerekmez. Onlara itaat ancak Rasulullah'a itaat zımnında ve Allah'ın ve Rasulünün emrettiği çerçevede gerekir. Allah (c.c.) şöyle bu­yurur:

 

 "Ey inananlar! Allah'a itaat edin, Peygambere ve sizden buyruk sahibi olanlara itaat edin. Eğer bir şeyde Çekişirseniz -Allah'a ve ahiret gününe inanmışsanız-onun hallini Allah'a ve Peygambere bırakın. Bu, hayırlı ve netice itibariyle güzeldir." (Nisa 59)

 

Şanı yüce olan Allah (c.c.) yukardaki ayette kendisine ve Rasulüne itaati emrediyor. Rasul zikredilirken itaat fi­ilinin tekrar edilişi Kur'ân'dan zikredilsin veya edilmesin Rasule her hususta mutlak itaatin gerekliliğini

vurgula­maktadır. Çünkü O'na hem kitap (Kur'an-ı Kerim) veril­miştir. Hem de O'nun bir misli benzeri verilmiştir. Ulu­lemr (idarecileri) zikredilirken itaat fiili hazfedilmiş, kullanılmamıştır. Bu da idarecilere müstakiller (mutlak) bir itaatin vacip olmadığını göstermektedir. Ve Ona itaat Ra­sule itaatten bir parça olduğu vurgulanmaktadır. Yine Al­lah'a ve Rasule itaatin ululemre itaatten önce gelmiş olması Allah'a ve Rasule gerçekleşmeden ululemre itaat edilemeyeceğini göstermektedir.

 

İdareciler Allah ve O'nun Rasulünün emirleri doğrul­tusunda emrederlerse onlara itaat edilir. Allah ve Rasulü­nün emirlerine aykırı bir şey emrettiklerinde onların söz­leri de dinlenmez, itaatte edilmez.

 

7- Peygamber (sav) Efendimizin sünneti ululemre (yö­neticiye) itaatin çerçevesini çizmiş ve Allah'ın indirdiklerine aykırı davranışlar hususunda onlara itaati yasakla­mıştır. Peygamber (sav) bu hususla ilgili olarak şöyle bu­yurmaktadır.

 

 "Allah'a isyan hususunda mahluka itaat yoktur."

 "îtaat ancak iyiliklerdedir."  Yine yönetici­ler hakkında şöyle buyurmuştur.

 

 "Sizden kim günah olan bir şeyi emrederse o dinlenmez ve itaat de edilmez."

 

 "Müslüman olan kişi hoşuna gitse de, gitmese de (emirle­ri) dinleyip itaat etmesi gerekir. Ancak günah olan bir şeyle emr olunursa o takdirde dinleme ve itaat etme yok­tur. "

 

"Benden sonra bir takım insanlar yönetici olarak başı­nıza gelecekler, sünneti söndürüp, bidatleri ortaya çıkara­caklar. Namazları vakitlerinde (kılmayıp) geriye bıraka­caklar. (Orada bulunan îbni Mssud (ra) :"Ey Allah'ın rasulü ben onlara yetişirsem ne yapayım diye sorunca Rasulullah şöyle dedi: "Ey îbni ümmi Abd (îbni Abbas) Al­lah'a isyan edene itaat yoktur. (Üç defa tekrarladı."

 

8-  Rasulullah'ın (sav) vefatından sonra ululemre (ida­recilere) ancak Allah'ın indirdikleri çerçevesinde itaat edi­lebileceği hususunda islam ümmeti icma etmiştir. Ümme­tin fakihleri ve müçtehitleri itaatin ancak Allah (c.c.)'ın emrettiği hususlardan olduğuna icma etmiş, görüş birliği­ne varmışlardır. Yaratana isyan hususunda yaratığa ita-tin olmadığıı konusunda aralarında söz ve inanç olarak hiç bir görüş ayrılığı yoktur. Zina ve içki gibi haramlığın-da icma edilmiş şeyleri mubah kılma, hadlerin uygulanmamasını mubah görme, islamın hükümlerini kaldırma Allah'ın izin vermediği şeyleri kanun yapma ancak ve an­cak küfür ve riddettir. (Dinden dönmedir.) Müslüman olan yöneticiler irtidat ettiklerinde müslüman halkın on­lara başkaldırıp, isyan etmeleri farzdır.idareciye başkaldırmanın en alt derecesi Islama mu­halif emir ve yasaklarına isyan etmektir.

 

9-  İslam anayasasına göre ululemrin (idarecilerin-yöneticilerin) mutlak teşri (kanun koyma) hakları yoktur. Onların teşri hakları teşriin iki neviyle sınırlıdır:

 

Birincisi: infazla ilgilil teşriler (yasamalar) bununla islam şeriatının naslarınınm infazının garantisi kastedilir.

 

İkincisi: Düzenlemeyle ilgili yasamalar (teşri): islam şeriatının temel esaslarına göre toplumun düzenlenmesi, himaye edilmesi korunması ve ihtiyaçlarının giderilmesi için yapılan düzenlemelerdir. Bu yasamalarda ancak şeri­atın o konuda özel bir hüküm getirmediği sukut ettiği ko­nulardan olur.

Bu yasamalar da şeriatın temel ve genel ilkeleriyle uyuşması teşrii ruhuna muvafık olması şartı aranır. Şeriatın genel prensiplerini infaz etmek kastıyla konmuş ya­samalardır. O halde bu hakikatte infazla ilgili yasamala­rın (teşriat) bir çeşididir.

 

Devlet reisleri yukarda geçtiği şekilde sınırlı yasama işini deruhte ederken ya Rasulullah’ın halefleri oluşları itibarıyla, ya da îslam toplumuna vekil oluşları hasebiyle yaparlar. Eğer Rasulullah'ın halefleri iseler Resulullahın getirdiklerinin dışına çıkma hakları yoktur. Çünkü onun getirdiklerini uygulamak kasdıyla ona halife olmuşlardır. Eğer İslam cemaati adına vekil olarak yapıyorlarsa cema­atin inançlarının, dinlerinin dışına çıkma hakları yoktur. Çünkü toplum onları ancak dinlerini ikame etsinler ve toplumu îslam şeriatının esaslarına göre idare etsinler di­ye yönetici olarak seçmişlerdir.

 

10- İslam şeriatı müslümanlar için esas anayasadır. Bu anayasaya muvafık olan herşey doğru ve sahih, ona muhalif olan her şey batıldır. Yasama konusunda zaman ne kadar değişirse değişsin görüşler ne kadar gelişirse ge­lişsin durum aynıdır. Çünkü şeriat Rasulullah (sav)'in li­sanı üzere her zaman ve mekanda amel edilsin diye Allah katından gelmiştir, ilga edilinceye veya neshedilinceye kadar tatbiki vaciptir. İlga veya neshedilmesi de mümkün değildir. Çünkü îslam şeriatında esas kaide, nasların ancak ona denk veya ondan daha kuvvetli naslarla neshedileceği şeklindedir. Yani kanun koyucunun bizzat kendi­sinden veya teşrii yaptırımı neshedilmesi murad edilen nasların sadır olduğu kimseden daha kuvvetli bir kimse­den gelmesi gerekir.

 

O halde neshedici naslar Kur'an ve sünnet olmalı ki bi­zim elimizdeki Kuran ve Sünneti neshedebilsin. Rasulul­lah (sav)dan sonra Kuran inmez. Çünkü vahiy kesilmiştir. Sünette olmaz çünkü Rasulullah (sav) vefat etmiştir.

 

Bizim elimizde olan beşeri yasama kural ve kanunlarının Kur'an ve sünnet derecesinde olduğunu söylemek müm­kün olmadığına göre bu kanunların elimizdeki Kur'an ve sünneti yürürlükten kaldırması mümkün değildir.